Merhaba, anlatacaklarım öğretmenliğe başladığım ilk yıllarda başımdan geçen bir olaydır. 1992 yılında Erzurum’da merkeze bağlı uzak bir köye atandım. Kasım ayının 15. gününde maaş almak için ilçeye inerdik. Bulunduğum köye eşimi ve çocuğumu da getirmiştim. O dönemdeki köy öğretmenleri, ayın 15’ini takip eden ilk cuma maaş almak için ilçeye giderlerdi. İlçeye gittiğim günün sabahında yavaş yavaş kar yağmaya başlamıştı. Saat 12’ye kadar toplantı yapıldı. Toplantıdan çıktığımda yarım metre kar yükselmişti. İlk defa böyle bir kar görüyordum. Hanım, ihtiyaçlar için bir liste hazırlamıştı. İlçede alışverişimi yaptım ve kasabaya indim. Köylüler ve köyün servis şoförü kahvede oturuyordu. Herhalde biraz zaman geçince yola çıkarız diye düşünmüştüm. Bir süre sonra servis şoförüne, “Ne zaman yola çıkarız?” diye sordum. Şoför, “Hocam, karı görmüyor musun? Bu karda köye gidemeyiz. Yarın sabah karayolları yolu açar, umarım köye gideriz.” dedi. Köyü ve çevreyi pek tanımıyordum, eşim ve çocuğum köyde kalmıştı. Tedirgin oldum ve köye gitmem gerektiğini söyledim. Şoför kabul etmedi. “On yolcu” parası teklif ettim ve şoförü ikna ettim. Ben, şoför, bir yaşlı adam ve yaşlı adamın torunu köy servisi ile yola çıktık. Yol üzerinde bulunan ilk köye vardık. Tabii bu arada araç patinaj yapıyordu. Servisin tekerleklerinde zincir takılıydı, zincir durmadan kırılıyordu. İlk köyde araç artık çıkamaz oldu, şoför o köyde kalıp sabah gitmeyi teklif etti. Kabul etmedim, karanlık basmıştı, ay parlıyordu, bundan sonra yol aşağıya doğru gidiyordu. Ben, yaşlı adam ve torunu yola yayan devam ettik. Biraz gittikten sonra yaşlı adamdan geride yürüdüğüm için karı o kırıyordu. Yorulmuştu, dinlenmesi için önde ben yürüdüm. Yürümeye başladıktan sonra arkama baktığında yaşlı adam ve çocuk yoktu. Korkmaya başlamıştım, seslendim, cevap veren olmadı. Karı kırmaya devam ettim. Bir ara ses duydum, geri döndüğümde yaşlı adam ve torununu gördüm. Nerede olduğunu sorduğumda “Çocuğun ayakkabısını temizledim.” dedi. Oysa daha önce baktığımda görmemiştim, artık onlara güvenmiyordum. Yolun yarısında orman, yol ve dere birleşiyordu. Burayı geçersek güvende olacağımızı biliyordum. Yaşlı adama, o yolu geçerken herhangi bir şey gördüğünde bağırmamasını ve kendini yere atmamasını tembihledim. Tam dereye yetiştiğimizde yukarıda orman içerisinde bir insanın hapşırdığını duyduk. Biz köylüyüz, köye gidiyoruz bu cümleyi bağırarak tekrarladım ama bir cevap alamadım. Korkmaya başlamıştım. Daha doğrusu çok korkmuştum. Köye yetiştik, köyün ortasındaki derenin üstünde köprü vardı. Yaşlı adam köprüye doğru hareket etti. Ben ise kendimi dereye vurdum. Göbeğime kadar suyun içinde yürüdüm. Artık hiçbir şey duymuyor, hissetmiyor, hatırlamıyordum. Sadece hanımımın bağırdığını duydum. Yarım yamalak uyanıktım.
Sabah uyandığımda neler olduğunu anlattım. Gece o ıslak halimle eve kadar gelmişim ve kapıdan girerken yere yıkılmışım. Yaşlı adamı sordum, “Öyle bir adamı görmedik.” dediler. Öğleye kadar uyudum, öğle vakti köylünün biri geldi. Ne olduğunu sordu, olayı olduğu gibi anlattım. Gece benimle birlikte yürüyen yaşlı adamın birçok öğretmeni böyle korkuttuğunu söyledi ama ben ormanda birinin hapşırdığını duydum. Orada biri vardı. Yarım saat sonra köylülerimiz geldi, yürüdüğüm yerlere gitmişler , oraya bakmışlardı, domuz izleri görmüşler. Domuz, karın içinde yemek ararken hapşırır dediler ama yine de çok şanslıymışız, domuz saldırsaydı, öldürmeden gitmezmiş.
Öğretmenlik süreçlerinin ilk yıllarında bu köyde böyle bir macera yaşadım. Köy, doğa harikası bir orman köyüydü, üç yanı dereydi, okul tam tepedeydi. Gençliğimde yaşadığım en güzel yıllardandı. 2023 yılında bu köyü bir daha ziyaret ettim. Köyün çoğu Bursa’ya göçmüştü. Yaşlılar beni hatırladılar, çok sevindiler. Sıcak davrandılar . Eğer bir daha genç olsaydım, tekrar bu köyde görev almak isterdim. Öğrencilerimin çoğu evlenmiş ve Bursa’ya yerleşmişlerdi. Bu köye ilk gittiğimde televizyon yoktu, köylüleri ilk çanak antenle ben tanıştırdım ve bütün köyün çanak antenlerini ben kuruyordum. Dünya ile tanışmalarına vesile oldum. Kar yağdığında günlerce yol kapalı olurdu ama insanlar çok misafirperver ve çok cana yakın oldukları için köy içinde yolların kapalı olduğu günler bile beraber vakit geçirebiliyorduk.