Bozan Ağa aşiret ağasıdır. 1.80 boyunda yaşı yetmişe dayanmış, hafif ince bıyıklı, beyaz tenli sevimli bir ihtiyardır. Bozan Ağa bir zamanlar Suruç Ovası’nın yarısından vergi alan, asker toplayan ve Hamidiye Alayında görevli olan bir subaydı.
Ağa, en son çocuğu olan ve çok sevdiği kızı evlenme çağına gelince Berazilerin miri olan Şehin Beyin oğluna verdi. Bir gece gelin kafilesi Suriye’ye Kuru Dere mevkiinde geçirildi.
Bozan Ağa yaşlıydı, yürüyecek hali kalmamıştı. Sabahtan akşama kadar evin önünde oturur Suruç Ovasını seyrederdi. Bir zamanlar atla bu ovayı bir günde baştan başa dolaşırdı daha sonra bir jeep almıştı onunla dolaşırdı. Onun olan bu ovayı kimler almıştı hiç bilmiyor ve anlamıyordu. Şimdi oturduğu ev bile onun değildi.
Eskiden evden çıkınca en az on adam silahlı olarak onu takip ederdi. Şimdi ise çoğu gençler ona selam bile vermiyorlardı.
Bozan Ağa bunları düşünürken karşıdan bir araba gözüktü. Araba gelip Bozan Ağa’nın önünde durdu.
— Ağa bu gün görüşme vardır, gelmisen mi? ”
–He ya bugün görüşme günüydü.
Sınırda dini bayramlarda iki taraf tel örgünün yanına gelip görüşürlerdi. Akrabalar hasret giderirlerdi. Onun da candan sevdiği bir kızı vardı. Onu çok özlemişti.
— He geliyorum! dedi.
Ve arabaya bindi. Araba tozlu yollardan geçip bir sınır kasabası olan Mürşitpınar’a vardığında büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Herkes görüşmeye gelmişti. Ama Türkiye tarafından biri dayanamamış tel örgüden atlayıp Suriye’ye geçmiş, o yüzden görüşme kesilmiş, iki tarafta sınırdan 200 m uzaklaştırılmışlardı.
Bozan Ağa araçtan inince herkes Ağa’nın önünü açıp yol verdi. Ağa ister istemez öne doğru ilerledi ancak askerler hemen önünü kestiler.
— İhtiyar; geri çekil yasak, görüşme iptal edildi!
Deyince durdu. Mürşitpınar’da Kör Mıço denilen bir gevende(Abdal) bakkallık yapıyordu. Hemen Ağanın önüne gelip:
— Bozan Ağa ben seni kızıyla görüştürürsem biye ağa dermisen, elimi öpermisen ?
Bozan Ağa bu sözlere karşılık birden bastonunu kaldırdı, tam Kör Mıço’nun kafasına indirecekti ki karşıda kızını gördü. Kızı oturmuş ağlıyordu, elleri gevşedi ve baston yere düştü.
–He Kör Mıço! Bunu yaparsan eliyi öperem, dedi.
Kör Mıço karakola yöneldi. Başçavuşu tanıyordu. Daha dün beraber içmişlerdi. Karakola varınca başçavuştan izin aldı. Bir askerle beraber geri döndüler. Askerler Bozan Ağaya yol verdiler. Bozan Ağa idama giden bir mahkum gibi ağır ağır tel örgüye yanaştı.
Kızı hüngür hüngür ağlıyordu ve yanındaki siyah çarşaflı kadına bir şeyler diyordu:
–Ben demedim mi? Babam ağadır, onu askerler tutamaz.
Bozan Ağa bunu duyduğunda titremeye başladı.
–Kızım ben bir daha gelmeyeceğim sen de gelme anay da öldü deyip geri döndü.
Kızı bağırıyor, feryatlarını herkes duyuyordu.
–Baba anayı ne yaptın? Gitme…
Bozan Ağa gözyaşlarını artık gizlemiyordu. Arabaya doğru ilerlemeye başladı. Gökyüzü kararmıştı. Hiç bir şey duymuyordu. Kör Mıço, elini uzatmış bekliyordu. Bozan Ağa bastonu kaldırdığı gibi Kör Mıço’nun kafasına indirdi. Kör Mıço can havliyle ileri atılınca Bozan Ağa’ya çarptı ve Bozan Ağa yere yuvarlandı. Kör Mıço yerde Bozan Ağa’nın karnına bir tekme savurdu.
–Oruspu çocuğu biye vurisen ha! Deyip uzaklaştı.
Oradaki insanlar erimişti, 100 değil de 2 kişi kalmıştı kimseden ses çıkmadı herkes gerisin gerisine köylerinin yolunu tutmaya başladılar. Karşıdan her şeyi seyreden Bozan Ağa’nın kızı ve bu tarafta da Bozan Ağa kalmıştı. Bozan Ağa kaldığı yerde uzanmış yatıyordu.
Bir asker;
–İhtiyar haydi kalk! Burada yatmak yasak, dedi.
Oysa Bozan Ağa çoktan gitmişti. Orada olan buz gibi bir ten ve bir elbiseydi.
Mahmut YAVUZ
Suruç Halk Eğitimi Merkezi Müdürü
